88 MİNUTES
’Biz seri katiller,oğullarınızız,kocalarınızız,biz her yerdeyiz.Ve yarın çocuklarınızdan daha çoğu ölmüş olacak’’ Ted Bundy
Ted Bundy ’nin yaşamından yola çıktığımızda,(A ‘dan Z’ye Seri Katiller Kitabını okuyanlar bilirler), ortaya çıkan en önemli sonuç öldürdüğü kurbanların sayısının kendince itiraf edilmesidir.Peki işlediği cinayetleri açıklamayı sevmeyen özünde/varsayımsal olarak Ted Bundy ’nin özelliklerine sahip,özenti ya da diğer bir deyişle kopyacı bir katilin varlığından haberdar olsaydınız sizce nasıl olurdu? Böyle bir konuyu ele alan 88 minutes ölümle yaşam arasında gidip gelen bir profesörün(Al Pacino) entrikalarla dolu anlarına haiz… Düşünsenize 88 dakika sonra öleceğinizi…Gelelim Ted Bundy’nin filmle olan bağlantısına.Geçmişe doğru yüzümüzü döndüğümüzde Bundy Seattle’da Utah Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesine kaydolmuş.Fakat çok geçmeden içindeki hayvani duygular(öldürme arzusu) cinayet işlemesine neden olmuş.Hatırlarsanız,88minutes’deki katil de bir avukattı.Rastlantısal mı yoksa atıfta bulunmak için mi yapıldı tam olarak bilemiyorum ama ,bildiğim tek şey katilin rolünü pek iyi canlandıramadığı.Şu açıdan değerlendirelim:Ted Bundy gibi bir katil son derece zeki,kurbanlarını kendine göre seçen,açık vermeyen biriyken,filmdeki katil oldukça zayıf,güçsüz,açığını belli eden bir yapıya sahip.Aslında temanın bu şekilde işlenerek rayına oturtulması son derece mantıklı.Aksi takdirde benzeşmeler ön plana çıkarak seyircilerin yabancılaşmasına neden olabilirdi.Bana kalırsa 88 minutes filminin en can alıcı noktası katil sandığımız ya da katil olduğuna inandığımız birinin yalnız başına kurbanlarını öldürmediği.Çünkü kendisi hapiste.Peki diğer kişi kim? İşte asıl sürpriz…Kaçan kovalanır mantığıyla hikayenin tepe noktasını oluşturan karakterler mamülü aksiyonun başladığını gösteriyor desem tipik bir aksiyon filminin içinde yer alan klişelere yelken açtığını söylemiş olurum.Tam tersine aksiyondan çok bir oyunu sahneliyor.Hiç ummadığınız bir anda parodoninin büyüsüne kapılabilmeniz mümkün.88 minutes adından da anlaşıldığı gibi kısıtlı bir zaman diliminde geçen olayları ele alıyor.
Bu bağlamda açılış sekansında seyirciye gösterilen duvar saatleri ile paralellik gösteren sahneler akıllarda soru işareti uyandırıyor.Belli belirsiz ‘’flashback’’ler aracılığıyla geçmişe doğru yolculuk yapan film,günümüz ile bağlantı kurarak gitgide değişen ve kimlik çatışması yaşayan karakterlerin iç dünyalarına adım atıyor.Bunun yanı sıra Al Pacino gibi başarılı bir oyuncunun ,aklını iyi kullanabilen bir karaktere bürünüp aynı zamanda o karakterin çok baskın yönünü göstermemesi ise başarısının bir kanıtı.Diğer oyuncuların da hakkını yemeyelim.Spekülatif olarak bakıldığında, şu son dönemde seri-katiller filmlere kapak olmaya başladı:Zodiac,Sweeney Todd,88 minutes…Seyircideki şiddet eğilimi mi arttı yoksa seri-katiller mi moda haline mi geldi? Bu sorunun yanıtına cevap veremesem bile,psikolojik olarak yaşanan olaylar; bunların içine eziyet,işkence,mazoşistliği de katarsak beklentilerimiz çok farklı yönlere kayıyor.
Aslına bakılırsa 88 minutes kendi özgün tarzını oluştururken;şiddeti bizlere göstermeden ve sırtını görselliğe dayamadan dizginleri eline alması durumu kotarmasını sağlıyor.Diyelim elinizde bir kamera var.Şarjının bitmesine 88 dakika kalmış.Kaseti ileri sarsanız olmaz,geri sarsanız da olmaz.Şarjınız bitince kameranız kapanacak.İşte yaşamınız da bu kadar kısa…Saatlerin,dakikaların,saniyelerin insan hayatı üzerindeki etkisini hesaba katarsak; soğukanlılığımızı yitirmeden hayat mücadelesi veriyor olmamız Dr Jack Gram(Al Pacino)’ın davranışlarıyla örtüşüyor.Tıpkı Saw serilerinde olduğu gibi.Oyun oynamayı seven yönetmen Jon Avnet kamerasını mekanlara doğru kaydırıp,ortamı yavaş yavaş tanımamızı sağlayarak aşina olmamızı istiyor sanki.Tekerleğin yavaş yavaş dönmesi hızlı kurgu sekanslarından ziyade;oldukça tempolu sahnelere kucak açarken 88 Dakika’nın finaline doğru daha da güçleniyor.Buna ek olarak kasvetli olma özelliğini koruması da cabası…Sonuç olarak 88minutes çıkmaz bir sokakta güç bela ilerlemeye dururken, elimize tutuşturulmuş akide şekerini senaryoda burada seyirciyi ters köşeye yatırmak lazım denilen yere kadar zevk alarak emiyoruz.Şekerimiz bittiği zaman da filmin doruklarına varıyoruz.(bende dahil olmak üzere) sizde varmak ister misiniz…

0 yorum:
Yorum Gönder