04 Mayıs 2008

IN THE VALLEY OF ELAH

Eleştirmek mi…

Şu sıralar Türkiye birtakım sorunlarla boğuşarak kendi yönetim sistemini eleştirmeye cesaret edemezken, Amerika’nın hiçbir gücün altına sığınmadan ,fütursuzca kendi toplumundaki yersizlikleri sert bir dille eleştirmesi soğuk duş etkisi yaratsa da oldukça derinlere inerek tarihinin gizli yönlerine ayna tutuyor.Bundan iki yıl önce senarist-yönetmen Paul Haggis tarafından beyazperdeye aktarılan Crash filmi Amerika’nın örtülmüş diğer bir deyişle gömülü gerçeklerini su yüzüne çıkarıyor ve şunu soruyordu:Zihninizde canlandırdığınız Amerika hangisiydi? İşte bu sorunun yanıtını In the Valley Of Elah’da aramamız olası bir ihtimal. Gerçek bir hikayeden esinlenen filmdeki ana karakteri canlandıran Tommy Lee Jones Hank Deerfield) asker baba rolünde.11 Eylül sonrasında küçük oğlunu Irak’a askere gönderen Deerfield bir sabah oğlunun ABD’deki üssüne geri döndükten sonra aniden ortadan kayboluşunun altındaki yatan nedenleri öğrenmeye çalışır.Gerçek bir olaydan esinlenen yönetmen Paul Haggis, In the Valley Of Elah’da canları pahasına savaşmak için gönüllü olarak Irak’a giden genç askerlerin uyuşturucu kullanmalarından,cinayet işlemelerine kadar geçen silsileler zincirindeki en önemli görevi üstlenmiş durumda.Bununla ilintili olarak yazının girizgahında bahsettiğim gibi,Türkiye’de askerlik yapan gençler tıpkı Amerikan askerleri gibi bunalıma girmişken, şiddetin altında ezilmeleri dehşet verici olmasına karşın, ABD’nin de aynı olumsuzluklardan nasibini alarak İn The Valley Of Elah filmine konu olması parmak ısırtan cinsten.Yalnız önemli bir detaya parmak basacak olursak; toplumu bilgilendiren,gerçeklerin su yüzüne çıkarılmasını sağlayan veriler üzerinden yola çıkılarak ‘’belgesel’’ tadında bir senaryo oluşturulmasını anladım anlamasına,ama bu senaryoyu değiştirip süsleyerek önümüze koyması geri adım atmamızı sağlıyor.Bununla kalmayıp ağır aksak ilerleyen temposuyla hikayenin tepe noktasını oluşturan unsurlar da böylece havada kalıyor.Buna rağmen taşların yerine oturmayışını bir kenara bırakırsak; bir babanın çocuğunun yaşamına müdahale ederek kendine benzetmeye çalışma hali ve bunu seyirciye zerk etmesi her ne kadar durumu kotarıyor olsa da, ağlama krizine tutulan bir anneyi canlandıran Susan Sarandon’un çocuğunun üzerinde gözle görülür bir etkisi ne yazık ki yok.Belki bilinçli olarak yapıldı, belki de kasıtlı olarak.Tek bildiğimiz baba karakterinin buhranlı hallerinin düzeyli bir şekilde beyazperdeye yansıması.Nitekim duygusallıktan kaçınmaya çalışarak,sert bir kaya olduğunu ispatlarcasına davranması aynı gündelik yaşantımızdaki gibi…Buna tezat olarak gelişen düşünce ise, In The Valley Of Elah’daki durum’ ların üzerinin örtülmesi.Film boyunca tek bir karakterin gözünden gören film çevresiyle ilişkisini keserek kendi kozasında ilerlerken farkında olmadan sıkıntılı anlara doğru yolculuk yapıyor.Haliyle bizler de bunun bir parçası haline geliyoruz.Yönetmen alt metinlere yönelmediği için, oyunculuğu ön plana çıkartarak tek karakterin gözünden gören In The Valley Of Elah’ın kadrajına yeni bir karakter dahil ederek Charlize Theron’a soğukkanlı bir kadın imajı yüklüyor.Genel olarak bakıldığında Crash filminden oldukça uzaklarda dans eden In the Valley Of Elah’ın mesajını Paul Haggis tarafından ulaştırmaya çalışması bilinçsiz ve konuya duyarsız insanlarımızın bakış açılarını değiştirmelerini hedeflemekte…En azından soframıza konu olan bu filmi sıkılsak da sıkılmasak da kaçırmayalım.

0 yorum: