04 Mayıs 2008

MİCHAEL HANEKE


‘’Kendi kendine yabancılaşmak,duygusal buzlaşma gerçeklik duygusunu yitiren gerçeklik bu sözün kim tarafından söylendiğini merak edenlere önerim kısa bir süre de olsa düşünmeleridir.’’
Bu düşünce tarzı tek bir kişiye aittir.Kim olduğunu anlayanlar lütfen ses çıkarmasın! Onlar biraz daha beyin jimnastiği yapadursunlar.Biz devam edelim…Toplumsal değer yargılarının kaybedildiğini ya da diğer bir deyişle harcandığının portresini filmlerinde çizen Michael Haneke kendine özgün/deneysel bir yapıyla ağlarını insan psikolojileri üzerine örerek olayların nasıl gösterildiğinden ziyade;kanımıza ne şekilde zerk edildiğinin neden ve sonuçlarını ortaya koyuyor.Bu bağlamda yalnızca olay örgüsüne sırtını dayayarak saldır-yok et taktiğiyle avını yakalamaya çalışıyor.Peki bu av kim? Cevap:seyirciler.Haneke oltasını en derin yere atıyor eğer ki yakalarsa seyircileri himayesi altına alarak kendi dünyasına çekmiş olacak.Peki bu bu Haneke denen adamın kim olduğunu bilen varmı? Bilmeyenler için kısaca kim olduğundan bahsedelim…1942 yılında Almanya’nın Münih kentinde doğdu.Viyana’da Felsefe,psikoloji ve tiyatro eğitimi gördü.Mezun olduktan sonra(1967-70) Südwestfunk Theater Company ile işbirliği yaparak;Alman Televizyonu’na çeşitli senaryolar yazdı.Kendisinin ününe ün katarak devler ringine dahil olmasını sağlayan hiç şüphesiz Yedinci Kıta idi.Hatırlatalım film Locarno Film Festival’inde Ernest Artaria ödülüne layık görüldü.Ardından Benny’nin Videosu(1992) adlı yapımla daha çok sükse yapan yönetmen zincirleme halinde birbirine bağlanan ve beyazperdede boy gösteren filmlerine ön ayak olması(Ölümcül Oyunlar, Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası,Bilinmeye Kod ve Piyanist) ödüllere doğru koştuğunun bir göstergesi.Tabi ki kendi üslubuyla…İşte böyle bir adam! Çoğumuz onun yaklaşımından korkuyoruz.Ben mi…Yok canım.Bana kalırsa ;hayatımızın bir köşesinde Haneke gibi bir sinemacının durması gerekiyor.Hani evinizdeki kütüphane rafına kitapları yerleştirirsiniz,içindeki bilgileri tazelemek için yine ve yeniden okursunuz.Haneke’yi de öyle düşünün.En önemli özelliğine gelecek olursak;orada biraz durmamız gerekecek.Çünkü yönetmenin filmleri tempolu ve hızlı kurgudan çok ağır aksak ilerleyen(işleyen) sahneler eşliğinde finale doğru buzlarını kırıyor.Kısacası kültürel çatışmalardan yola çıkarak bir insanın ölümünü hunharca beyazperdeye yansıtan Haneke gibi bir yönetmen yok…Örneğin Cache. Duvara kan sıçradığı sahneyi hatırlayın …Hem de hiç hesapta yokken! Cache uzun sekans planları ve iç bayan sahneleriyle, finale doğru seyircilerde soğuk duş etkisi yaratarak(her zaman böyledir) ters köşeye yatıran Cache ’’ manipülasyonun babası’’ lakaplı filmlerden biri. ‘’Mesele, neyi gösterebildiğimde değil.Daha çok seyirciye var olanın yerine neler gösterildiğini fark etme fırsatı verip vermemekte.Özellikle şiddeti nasıl gösterdiğimde değil mesele seyirciye şiddet ve şiddetin anlatılması konusunda kendi konumumu nasıl gösterdiğim’’ Şiddetten konu açılmışken birkaç kelam laf etmek lazım.Toplumun genel bir sorunu haline gelen şiddet yönetmenin içindeki dürtüyü dışarı çıkarmasına sebebiyet veriyor ve ‘’şiddet’’ unsurunu tek bir celsede boşamıyor.Bunun üzerine ‘’ırkçılık’’ problemiyle gündeme gelerek toplumsal sorunlara ayna tutması ötekilik etkisi yaratıyor adeta..Sonuç olarak Haneke’yi sinemasal bir yapı içerisinde tanımlayacak olursak;söylenebilecek en yerinde söz mantığını kullanarak,kurallara bağlamadan filmlerini aynı düzlem üzerine oturtuyor olmasıdır.

1 yorum:

the leper messiah dedi ki...

çok güzel bi yazı tebrik ederim.