04 Mayıs 2008

NAOMİ WATTS

Bir varmış bir yokmuş…28 Eylül 1968 yılında İngiltere’de adı Naomi soyadı Watts olan şirin şirin bir kız bebek dünyaya gelmiş.Annesi Myfanwy Roberts babası Peter Watt’mış.Naomi Watts’ın 4 yaşınsayken annesi ve babası ayrılmış,7 yaşına geldiğindeyse aksilikler peşini hiç bırakmamış ve derken babası hayata gözlerini yummuş.Bu olumsuz olaylar silsilesinin ardından çok sevdiği erkek kardeşi Ben’i de yanına alarak Kuzey Galler’daki Anglesey adasında bulunan Ziangefni şehrine taşınan Watts kardeşler büyükanne ve büyükbabasıyla yaşamaya başlamışlar.Hızla gelişimini tamamlayıp ergenlik dönemine geçiş yapan Watts daha 14’ündeyken hayallerinin peşinden koşmak için menşeii Avusturalya olan annesinin memleketine yerleşme kararı alarak oranın vatandaşlığına geçmekte karar kılmış.Watts bunu şu şekilde ifade eder:’’Düşündüğümde kendimi Britanya’lı olarak hissediyorum ve Birleşik Krallık’ta çok güzel anılarm var,14 yaşımdayken İngiltere’de ayrılmak hiç istememiştim.’’
Bundan çok kısa bir süre sonra Kuzey Sidney Kız Lisesi’ndeki(North Sydney Girls High School) eğitiminin ardından küçüklüğünden beri oyunculuk ateşiyle yanıp tutuşan Watts,oyunculuk kurslarına kayıt olmuş.İyi yapmış olsa gerek ki,katıldığı deneme çekimlerinden birinde Nicole Kidman ile tanışarak ilk rolünü For Love Alone(Leo’nın kız kardeşi)’da,ve ikincisini The Dustodian(Louise karakteri)’de aldı.

Küçük rollerde yer almasına karşın,kendi içindeki çocuğu dışarı çıkaran aktris,başarı merdivenlerindeki ilk basamağı çıkarak beyazperdeye adımını attı.Nitekim bu kararından çabucak cayan Watts modelliğe geçiş yaparak soluğu Japonya’da alması nedeniyle ister istemez oyunculuğu kısa bir süre askıya almak zorunda kaldı
(Nedendir bilinmez).Kulağımıza çalınan bir bilgiye göre hayatının en zor anlarına gebe kalmış.Bu nedenden ötürü işi bırakarak bir alışveriş merkezinde çalışmaya başlamış.Değişikliği seven güzel yıldız ardından bir moda dergisinde editor olarak işe başlamış.Hızlı silah çekmeyi seven bir özelliğe sahip olan yıldız için sürpriz bir gelişme meydana gelerek bir kolejin küçük bir oyununda yer alması için teklif gelmiş.Böylece aktrisin içindeki sönmüş volkan tekrardan alevlenerek, tamamiyle kendini oyunculuğa adamasına neden olmuş.

Devam edelim…1991’de Home and Away(Julie Gibson) rolünde ve Brides of Christ(Frances Heffernan) adlı televizyon filmlerinde rol alan Watts aynı yıl başarılı mı başarılı,çekici mi çekici olan beyazperdenin büyüleyen starı Nicole Kidman’la beraber oynayarak yan rollerden birini canlandırdı.Rol aldığı Martine,Wide Sargasso Sea ve Miss Conduct filmlerinin ardından 1995 yılında Hollywood çağına geri dönüş yapan yıldız,Tank Girl adlı bir yapımda ‘’Jet Girl’’ kisvesine büründü.Herşeye rağmen tüm zorlukların arkasına sığınarak sistem içindeki sıkışıklığın resmedilmesi her ne kadar Watts’ın canını sıksa bile,Sleepwalkers ve Children of the Corn gibi B sınıf filmlerde oynaması kendisi için önemli referans olmuş.

1995-2000 yılları arasında yer aldığı en önemli yapımlardan biri 1998 yılında beyazperdeye aktarılan Dangerous Beauty oldu.2002’de usta yönetmen David Lynch’inen çok sükse yapan filmi Mulholland Drive ile kişilik bölünmesi yaşayan karakteri
canlandıran aktris psikolojik olarak etkilenmiş olsa gerek ki,kendini o kabus-vari ortamın içine kapatarak rolün üstesinden gelmiş.Bununla da kalmayıp Cannes Film Festival’ine katılan filmin En İyi Kadın Oyuncu dalında Ulusal Film Eleştirmenliği ödülünü ve aynı zamanda En İyi Çıkış yapan Oyuncu dalında National Board Of Review ödülünü aldı.2003’de adı Heath Ledger ile anılan Watts, Ned Kelly adlı filmde oynayan yıldız akabinde,The Assasination of Richard Nixon ve Huckabees’de adını devler ringine kazımış(Jude Law,Dustin Hoffman,Sean Penn) gibi oyuncularla bir araya gelerek şans yakaladı ve
2005’de The Ring 2 adlı yapımla kendini tamamiyle kanıtlama fırsatını buldu.O senenin sonuna doğru Klasik King Kong’u yeniden beyazperdeye uyarlayan ünlü yönetmen Peter Jackson’un filminde King Kong’un tutkulu aşığını canlandırdı.Bir yıl sonra Edward Norton ile kamera karşısına geçen Naomi Watts,Painted Veil filminde adı aşk dedikodularına karıştığı rol arkadaşı Liev Schreiber ile görüşmeye başladıktan kısa bir süre sonra nişanlandıkları haberi sinema dünyasına bomba gibi düştü.Dahası başka bir süprizle sevenlerini şaşırtan Watts budizme başladığını ve vejeteryan olduğunu dile getirerek alamet-i farikasını ortaya koymaya çalışmasının yanı sıra o dönem kendini rahatlatmak için zamanının bir kısmını New York City’deki evinde geçirdiği söylentiler arasında… 2006 ise Watts için biraz şansızlık yılı…
David Lynch’in yazıp yönettiği İnland Empire adlı yapım görücüye çıkmamış,yalnızca Film Festival’ine katılarak ödül almış.Parantez açarsak oyunculuk açısından değerlendirildiğinde tahtını koruyan Watts için filmin geniş kitlelerce izlenmemiş olması kendisini biraz üzmüş olsa gerek.2007’de iki önemli filmle seyircilerin karşısına geçen güzel yıldız,David Cronerberg’in yönettiği Eastern Promises’de Ana adlı Rus karakteri,Michael Haneke’nin Funny Games’inde de Anna’yı canlandıran aktris komşularının başına gelen olayları seyircilere aktaran kişiydi.Aktris filmlerin büyüsüne kendisini kaptırarak mekanın içindeki olayları,olayların içindeki mekanları ve bu mekanlara hakim olan duyguların dışavurumunu o kadar anlamlı kılıyor ki,adeta ruhunu katıyor oyunlarına.Peki Naomi Watts adını duyduğunuzda ilk aklınıza gelen nedir? Sevimli,güzel,yetenekli,caka satan,duru bir yüze sahip,beyaz tenli,sarışın bir aktris gerçek oyuncluğun tadına varmamızı sağlayarak ve yapaylıktan uzaklarda dans ederek sanatın ve sanatının ehli olduğunu beyazperdeye yaftalamış durumda.1986 yılından beri 38 filmde kendisini kanıtlama fırsatına erişmiş olan güzel yıldız gerek yardımcı rollerde gerekse başrolde oynamış,güzelliğiyle ve yeteneğiyle tüm sinema kapılarını ardına kadar açmış ve 2 kere de prodüktörlük yapmıştır.Bunlar Don’t Live Here Anymore ve Ellie Parker.
Kndisini saygıyla andığımız Alfred Hitchcock’un uzun bir aradan sonra yeniden uyarlanan The Birds (2009) adlı yapımda hayranlarıyla buluşmaya hazırlanan star,bekleyenlerin dudaklarına bir parça bal çalıyor.

0 yorum: