CLOSİNG THE RİNG
“Closing The Ring” : Savaş kokan yıllar
Dramatik savaş filmlerinin retrospektifinden baktığımızda, insanın içini burkan,gözyaşılarımızın akmasına neden olan Pearl Harbor,Corelli’s Mandolin,The Life of Death of Colonel Climp ve La Vita e Bela gibi yapımlar yaşanan tüm acı olayları beyazperdeye taşıyarak; o yılların yasını tutmamıza neden olmuştur.Bu filmlere akraba olma niteliği taşıyan Closing The Ring ise yılın merakla beklenenlerinden…
Bir zamanlar Kuzey İrlanda’nın Belfast şehrinde öğrenci olarak hayatını sürdüren yakışıklı bir genç yaşarmış.Pilot olmayı düşleyen bu genç, askeri Havva Üssü Birliği’ne katılarak orduda çalışmaya başlamış.Fakat bu pilotun çok ama çok zayıf bir yanı varmış.Aşık olduğunda dünya ile olan ilişkileri kesilirmiş.Ardından güzel mi güzel,alımlı mı alımlı bir kıza vurulmuş.Hem de İkinci Dünya Savaşı süregiderken… Genç kız ise her daim uçmayı arzulayanlardanmış. Tıpkı pilotlar gibi…Genç adam, aşık olduğu bu kıza isimlerinin baş harflerinin yazılı olduğu altın bir yüzük hediye ederek evlenme teklifinde bulunmuş.Malum o yılların zorluklarına rağmen bu iki gencin arasında yaşananlar dillere destanmış.Ta ki, genç pilot vatanı uğruna ölmeyi kabul edene dek…Birbirlerine karşı hiç ölmeyen bir sevgi besleyen bu ikili herşeyi göze alarak evlenmeye karar vermişler.Yüzüğü eşine takdim eden genç kız, savaşa giderken yüzüğün uğur getirmesini temenni ederek aralarındaki bağlılığın ve sadâkâtin güçlü bir sembol haline gelmesini sağlamış.Aradan koskoca 50 yıl geçmiş, ne arayan ne de soran varmış.Yüzükle beraber genç de ortadan kaybolmuş. Söz gelimi, bu masalın atardamarını oluşturarak Closing The Ring filmine adını veren altın “yüzük” tüm kapanmış yaraların kanamasına neden olan bir metaforken, konum değiştirerek daha da önemli bir etken haline gelir.Ufacık bir yüzük parçasının dağıtıcı bir güç haline gelmesini vurgulayan Closing The Ring, Kâh özlemin kâh hüznün harmanlanmasından oluşan bir duygu bütünlüğünde,İkinci Dünya Savaşının en buhranlı anlarına ayna tutarak savaş ve aşkın birbirine kenetlenmesiyle ortaya çıkan olayların dramatik yönlerini su yüzüne çıkartarak, seyircilere önemli bir soru soruyor: Geçmişi unutmak mı…yoksa geçmişle beraber yaşamak mı? Film boyunca bu sorunun yanıtını ararken “flashback” ve “flashforward” tekniğinin profesyonelce olan kullanımı sayesinde kafamızda belirli imgeler oluşur. Mevzubahis olan bu imgeler sürekli yer değiştirerek,hafızamızın unutulmuş bölgelerine kilitlenmiş olayların, gün ışığına çıkmasına neden olan etmenlerden biridir.Bu bağlamda, mistik bir atmosfer yakalayan yönetmen Richard Attenborough geçmişle günümüz arasında bir köprü kurar adeta. Bunu iki şekilde açıklayabiliriz.
Birincisi…Kamerasını Mary Ann’ ve eşi Teddy Gordon’un
elli yıl önceki haline doğrultan yönetmen Attenborough’un kurduğu mizansende;çiftin beraber uyudukları resmedilir,bir diğer taraftan sahneler arası ani kesmeler yaparak smash cut tekniğini kullanan Attenborough, Mary Ann’in elli yıl sonraki haline yeniden kamerasını doğrultuğunda ise karakterin yalnızlığını ve perişanlığını görürüz.
İkincisi…Faşizm baskısı yüzünden İkinci Dünya Savaşının patlak verdiği yıllardaki karakterlerin geçirdiği travmatik sarsıntılar ve daha niceleri,sarılamayan yaraların fitilini ateşlerken bir diğer yandan film boyunca yansıtan motifler(eski tarz uçaklar,elbiseler,arabalar) filmin ana hatlarını belirleyici bir unsur haline gelerek, “flasforword” yapan kamera hareketi geleceğin vaat ettiği şartlara şapka çıkartır.Böylece iki dönem arasındaki fark aynı pota üzerinde erimeye başlar.
Standartlarını zorlayan bir film…
Aslında Closing The Ring’in zamansal sıçramaları biçimsel bir deneyden çok Mary Ann ve Teddy Gordon karakterlerini daha iyi işlemek ve olay örgüsünü kendi kozasına çekmek için yapılmış bir tercihtir.Kaldı ki, Mary Ann’in kızını (Neve Campbell) ve Teddy’nin pilot arkadaşını canlandıran Jack’in(Christopher Plummer) de katkılarını hesaba katarsak…
Bunun yanı sıra ötekilik etkisi yaratmaya çalışan senarist Peter Woodward, aşk kokan diyalogların derinliklerine sızmayı ve satır aralarını seyirciye geçirmeyi ustaca kullanırken, yönetmen Attenborough ise geniş ekran kadrajıyla hikayenin görsel karşılıklarını -özellikle mekan kullanımıyla- dört dörtlük olarak karşılaması ise takdire şayan.
Gelelim film boyunca seyircilere göz kırpan önemli bir detaya…
Yazının girizgâhında aktardığımız masalda Mary Ann’in uçma sevdası ile Closing The Ring’in elzem ya da diğer bir deyişle vazgeçilmez parçası haline gelen kuş arasında inanılmaz bir benzerlik var.Kuşun yerine kendini koyan Mary Ann gerçekten uçamasa da hayali olarak uçabilmektedir.Mary Ann’in bu konudaki teziyse şöyleydi: “Uçan kuş özgürdür,tıpkı benim gibi…Bazen o kuşa bakarak kaybedilen değerlerin yerde değil gökte olduğunu anlarım.Çünkü sürekli o kişinin hayalini kurarım,o hep kalbimdedir.”
Bu söze dayanarak, son tahlilde, İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki insanlığın oldukça barbarlaşmış olduğunu,koşulların günümüzde gibi olmadığını ve bizi sarıp sarmalayan o vahşi sistemi yaratanların da bizler olduğunu vurgulayan Closing The Ring amacına ulaşan bir yapım.
Kimler İzlemeli?
•Geçmişin sırlarıyla yaşayarak,onları sürekli hatırlayanlar
•Savaş ve aşkın güçlü yanlarını bir arada görmek isteyenler
•Dramatik anların esiri olarak duygu yüklü filmleri kaçırmaya niyeti
olmayanlar.
Kimler İzlememeli?
•Ağlamayı göze alamayanlar
•Yüreğinin derinliklerinde yaşanan kötü anıları su yüzüne
çıkarmak istemeyenler

0 yorum:
Yorum Gönder