19 Eylül 2008

TATİL KİTABI

“Tatil Kitabı” : Kapalı kapılar ardındaki Ali…

Hayatınızda bir kez olsun Türkiye’nin varoş semtlerine gittiğiniz oldu mu… Ya da taşra yaşantısını merak edip, görsel dünyanızdan bir incinin eksildiğini düşündüğünüz?
Hiç sanmıyorum. Lakin öyle bir tabloyla karşılaşacaksınız ki; işsizliğin dem vurduğu şehirlerde meydana gelen tatsızlıklar yeterince canınızı sıkacak.(en azından öyle umuyoruz) Sert bir tabirle, sımsıcacık evlerinizde uyurken; oradaki insanların geçim derdi için verdiği mücadele, gözlerinizin dolmasına, belki de hayatı daha fazla ti’ye almanız için yol gösterici bir ışık olabilir. Tıpkı Tatil Kitabı filminde olduğu gibi…

Yukarıda anlatılanları konu alan Tatil Kitabı, özünde dramatize edilmiş sıradan bir hikayenin altını kazarken;seyircilere göremediği bazı değerlerin neler olduğunu aktarıp, kendi değerlerinden ödün veriyor. Açıklamak gerekirse; farklı beklentileri olanlar için sonu hüsranla bitebilir. Bu yargıya nasıl vardığımızı soracak olanlara yanıtımız şu: Türkiye standartlarına göre çekilen Tatil kitabı’nın kendi halkını yabancılaştırmaya alıştırıp, İngilizce altyazı koymasına ne demeli…Söylenecek laf yok. Çünkü, tamamiyle mantığı tefe koyan bir yapım. Hal böyleyken,Türk izleyicisinin bu ayrıntıyı görmezden gelmesi mümkün mü? Dört başı mamur olan filmin Türkiye’ye ve Türkler’e mal edildiğini sanıyorduk.Yanılmışık meğer… Buyurun buradan yakın; Tatil Kitabı eşittir: Avrupa sineması…

Avrupa’lı olma sevdasını bir kenara bırakıp görücüye çıkmaktansa; kendi yolunda yüremeli. Aksi takdirde farklı bir boyuta yolculuk yapması muhtemel. Neyse şimdilik tüm bunları boşverelim ve, Tatil Kitabı’nın asıl derdine kulak kabartalım. Toplumsal vicdanı masaya yatıran Tatil Kitabı deyim yerindeyse; insanlığın canavarlaşıp barbarlaştığını ve yaşadığımız dünyanın bir kaos içerisinde yozlaştığını anlatarak, kaleme aldığı bir “Hayat Defteri”(yaşanan çirkin olayların yazıldığı günlük ve bu günlüğün beyazperdeye aktarımı) iken, ataerkil aile yapısının beraberinde getirdiği tutucu sistemle olan hesaplaşması ise anaerkil düzene geçişin sağlanması için yapılmış bir vurguydu belki de. Keşke filmin adı Tatil Kitabı olarak değil de Hayat Defteri olsaymış.

Uzak diyarlarda…

Tatil Kitabı’nın hikayesi Ali adlı ufak bir çocuğun üzerine kuruludur. Evvel zaman içinde, Silifke’ye bağlı olan bir taşrada zorluklar içinde hayat mücadelesini sürdüren Ali adlı bir çocuk yaşarmış. Sevimli mi sevimli bir çocukmuş. Okuldaki öğretmeni, Ali’ye okuması için Tatil Kitabı verince, Ali’nin yaşamı tümden tüme değişivermiş.Yazının girizgâhında da anlatıldığı üzere, Ali geçim sıkıntısı çeken bir ailenin evladı olarak dünyaya gelmiş olmanın bedelini bir yük olarak omuzlarında taşırken, tatil boyunca hep bir başınaymış.Yalnızlığını gidermek için sakız satmaya başlamış başlamasına ama tatil; Ali için tatil değil; adeta Çin işkencesiymiş. Böylece Tatil Kitabı da yalan olmuş (film boyunca göremememiz bundan olsa gerek) Onun yerine üzüntü ve kederin beraberinde getirdiği olaylar zincirinde yer alan Ali, kabus dolu anların eşliğinde gerçek hayatı öğrenmiş. Bu okuduğunuz, masalımsı hikâye Hayat Defteri’nde yer alıyor. Filmin tek olgunlaştırıcı öğesi olan Hayat Defterine konu olan Ali “beni bu dünyadan çekin kurtarın” dercesine haykırarak yüzünden düşen binbir parçanın kalıntılarını rolünün içine hapsetmiş gibi gözükse de, eksileri artılarına baskın çıkan Tatil kitabı her şeyden öte estetiklikten yoksunluğuyla; biçimsel bir deneyden çok, uzayan seyir süresinin yarattığı sekmelerle ciddi bir ivme kaybına sebep olurken, hani biraz nasihat etseniz şapkasını size hediye edip annesinin yanına gider misali, bir kinayeye maruz kalabilir. Söz gelimi; uzun plan sekansların meydana getirdiği açmazlarla birlikte filmi saran bobin kendi ekseninde dönerken, ardı arkası kesilmeyen karlı görüntülerin seyirciye yazar-yönetmen Seyfi Teoman’ın(altyazı dergisinin eski çalışanı) ilk projesi olduğunu hatırlatmasına rağmen, sonuç oldukça karanlık.

Keşkeler geçerli olsaydı…

Oyunu kurallarına göre oynamayı ihlal eden yönetmen hikayenin içine yedirdiği onca detaya karşın, elinde var olan hamuru eline yüzüne bulaştırarak, parlak buluşunu bir çırpıda çöp tenekesine yollamış. Dahası doksaniki dakika boyunca arkamıza yaslanarak izlediğimiz Tatil Kitabı’nda müziğin bile yer almaması, farazi bir durum. Ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: ”İşte benim filmim böyle bir film, sanatın ruhunu iliklerinize kadar işliyor.”
Netice itibariyle, Altyazı dergisinin sponsorluğunda çekilen Tatil Kitabı festivalden bir çok ödülle dönerken,merak ettiğim bir şey var. Avrupalı’lar bu filmden ne anladı? Seyfi Teoman her ne kadar Avrupa sinemasını taklit ediyor olsa da, taraflı olarak baktığımızda Avrupalı’lar ataerkil aile yapısının ne demek olduğunu bile bilmiyor. Kaldı ki Türkiye’nin Doğu-Batı sorunlarından bile bihaberler.

Hatırlarsanız 2006 yılında vizyona giren Dondurmam Gaymak gerek kasaba hayatının dezavantajlarını anlatan senaryosuyla, gerekse, seyirciye dokundurduğu mesajla kalıbın dışına çıkmamasıyla bilinirken, Tatil Kitabı da Ali’nin kameraya doğru melul melul baktığı sahnelerle, adından söz ettirebilir.

0 yorum: